Avrupa’nın geleceği sol siyasetten geçiyor

Kriz, yüksek işsizlik, düşük ücretler, çalışma ve yaşam koşullarının kapsamlı bir şekilde güvencesizleşmesiyle sonuçlanıyor. AB içerisindeki tüm ülkelerde sosyal eşitsizlik artmış durumda. Avrupa Solu, barış ve silahsızlanma konusunda güçlü bir kararlılığa sahip. Sağlık ve sosyal ihtiyaçların karşılanması için askeri harcamalar önemli ölçüde azaltılmalı.

Avrupa’nın geleceği sol siyasetten geçiyor

DIŞ HABERLER SERVİSİ

Ekonomik ve siyasi kriz içindeki Avrupa geleceğini tartışıyor. Bu kapsamda Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nun ortak girişimiyle 9 Mayıs’ta başlatılan, Mayıs 2022’de son bulacak olan “Avrupa’nın Geleceği Konferansı” bir dizi tartışmaya sahne oluyor. Avrupa solu da (Avrupa Sol Partisi-European Left) tartışmaya kendi cephesinden katılıyor. Alternatif bir Avrupa için tüm kesimleri bu tartışmalara davet eden ELF, aynı zamanda herkesi sol, ilerici ve ekolojik güçler tarafından organize edilen ve kasım ayında Atina’da gerçekleşecek Avrupa Forumu’na katılmaya çağırıyor.

AVRUPA İÇİN SOL PERSPEKTİFLER

Avrupa Birliği, neoliberal ilkeleri, kuralları, anlaşmaları ve politikaları nedeniyle uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve politik olarak derin bir kriz içerisinde. Avrupa, AB’den daha fazlasıdır ancak Avrupa’nın gelişimi için AB’nin yeri çok önemli. Ekonomik kriz, zayıf bir büyüme ve büyüyen makroekonomik dengesizlikler, neoliberal politikalar ve tek bir pazar kurgusuyla yoğunlaşıyor. Kriz, yüksek işsizlik, düşük ücretler, çalışma ve yaşam koşullarının kapsamlı bir güvencesizleşmesiyle sonuçlanıyor. AB içerisindeki tüm ülkelerde sosyal eşitsizlikler artmış durumda. Demokrasi krizi gittikçe derinleşiyor. Brexit krizin en belirgin ifadesi. Radikal sağın yükselişi de, Avrupa’da karşı karşıya kaldığımız siyasi kriz konusunda da endişe verici bir işaret. Bu olumsuz durum, bir yandan kapitalist sistemin çelişkilerinin, diğer yandan da neoliberal kemer sıkma politikasının bir sonucudur. Pandemi ile birlikte kamu hizmetlerinde yaşanan kesintiler ve özelleştirmeler neoliberal politikanın sonuçları, gittikçe dramatikleşen krizi derinleştiriyor. Sosyal altyapılar ve özellikle sağlık sektörü sistematik olarak ihmal ediliyor. Aynı zamanda iklim değişikliği ve dijital geçiş gibi temelde üretim yöntemlerimizi sorgulayan ekolojik sorunlar da söz konusu. Derin ekonomik sosyal ve politik çalkantılar ile karşı karşıyayız. Pandemi döneminde kapitalizmin ve baskın neoliberal politikanın krizi olması gerektiği gibi müdahale edemediği ortaya çıktı. Bu politika şu an işlediği gibi devam ederse, var olan dağılma eğilimleri devam edecek ve Avrupa’nın geleceği tehlikeye girecek. Kısacası, Avrupa’nın geleceği için yeni bir vizyona ve Avrupa siyasetinde köklü bir değişikliğe ihtiyacımız var. Bizim hedefimiz sosyal, ekolojik, demokratik ve barışçıl bir Avrupa’nın yaratılmasıdır. Hedeflediğimiz Avrupa’nın gelişimi Maastrich ve Lizbon Anlaşmaları’na dayandırılamaz çünkü bunlar Avrupa’nın neoliberal politikasını empoze ediyor. Bu nedenle değişmeleri gerekiyor.

SALGINLA MÜCADELE VE İNSANLARI KORUMA

Pandemi, büyük ölçüde çalışma ve yaşam koşullarımızı etkiliyor. Koronavirüsün neden olduğu krizin ekonomik ve sosyal etkileri dramatik. Özellikle yoksulları, güvencesiz çalışan ve yaşayan kişileri etkiliyor. Bu nedenle işsizlik ve yoksulluk önemli ölçüde artacak. Bu süreçte halkı korumak için her türlü çaba gösterilmeli. Avrupa Solu Avrupa Yurttaş Girişimi’nin “Tedavi Hakkı”nı aşılara ücretsiz erişim ve aşının kamuya ait olması adına destekliyor. Sağlık sektörünün operasyonel kapasiteleri genişletilmeli ve iyileştirilmeli. Avrupa Halk Sağlığı ve İlaç Desteği Programı ve Uygulamalarını talep ediyoruz. Salgından etkilenen herkesi korumak için gerekli önlemler alınmalı: İşçiler, küçük orta ölçekli şirketler, serbest meslek sahipleri, sanatçılar. İşçilerle onların aileleri için bir iyileştirme planına ihtiyaç var. Gelir kaybı durumunda, maddi destek sağlanmalı. Biz, toplu sözleşmelerin askıya alınması ve işçi haklarının kısıtlanması gibi çalışma koşullarının kötüleştirmeye yönelik her türlü girişime karşıyız. Sendikaların, iş güvencesini sağlamaya yönelik çalışmalarını destekliyoruz.

SOSYAL-EKOLOJİK DÖNÜŞÜM

Sadece pandemi sorunuyla karşı karşıya değiliz. Günümüzde özellikle iklim krizinin neden olduğu derin ekonomik, sosyal ve politik çalkantılar da söz konusu. Üretim biçimimiz sorgulanmaktadır. Karbondioksit emisyonunun çok ciddi boyutta azaltılmasına ihtiyacımız var. Fosil yakıtlara yönelik üretimin artık bir geleceği yok. Endüstriyel bağımsızlık ve egemenliği sağlayacak ve yeşil bir endüstriye odaklanan yeni bir Avrupa sanayi politikasına ihtiyacımız var. Buna yenilenebilir enerjilere dayalı yeni bir enerji politikası ve aynı zamanda toplu hareketlilik kavramlarına odaklanan yeni bir hareketlilik politikası da dahil. Sosyo-ekolojik dönüşüm veya Yeni Yeşil Mutabakat (Anlaşma), Avrupa Solu’nun siyasi stratejisinin temel bir bileşenidir.

Neoliberal kemer sıkma politikasının terk edilmesi gerektiği çok açık ve yeni ve başka bir politikaya ihtiyaç var. Çevre, kamu hizmetleri ve istihdam yaratmaya odaklı kamu yatırım programları gerekli. Demokratik kontrol, neredeyse hiç çevreci olmayan ve tamamen kapitalist bir modernleşmeyi önlemek için önemlidir. Solcu bir Yeni Yeşil Mutabakat (anlaşma), ortak yarara yönelik kapsayıcı k bir kavram olmalı. Altyapıya, sağlık hizmetleri gibi sosyal hizmetler, uygun fiyatlı konutlar, eğitim ve kültür faaliyetleri için kamu yatırıma ihtiyacımız var. Sol için ekolojik ve sosyal ihtiyaçların birleşimi esastır. Hiç şüphe yok ki, İşçi Manifestosu’nun dediği gibi çevreci bir sanayi devrimi gerekli. Ancak bu süreç içerisinde değişikliklerden etkilenen işçiler de korunmalı. ITUC(Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu) tarafından da desteklenen “Adil Geçiş”, ekolojik dönüşümü sosyal koruma ile birleştiren ve yeşil çevreci bir ekonominin insana yakışır bir çözüm sunabilmesini sağlamayı amaçlayan bir kavram. İşçiler bu dönüşüm sürecinde sadece haklarının güçlendiğini görmekle yetinmemeli, doğrudan sürece dâhil olmalıdır. Sol bir Yeni Yeşil Mutabakat (Anlaşma) için işçilerin doğrudan katılımı vazgeçilmezdir. Bu nedenle, solcu bir perspektiften Yeni Yeşil Mutabakat’ın ekonomik demokrasiyle bağlantısı çok önemli. Önermemiz, Avrupa, neoliberal politikasından kopuşu aynı zamanda kapitalist gelişmenin sınırlarının ötesine geçişi öngörüyor.

SOSYAL HAKLAR GENİŞLETİLMELİ

Solcu bir Yeni Yeşil Mutabakat, işçi haklarının genişletilmesiyle beraber yürütülmeli. Eşit fırsatlar, işgücü piyasasına erişim, adil çalışma koşulları, sosyal koruma ile ilgili 20 ilke söz konusu. Bir eylem planı ile bu ilkelerin vatandaşlara fayda sağlayacak somut eylemlere dönüştürülmesi gerekmekte. Ancak Sosyal Haklar Sütunu, bağlayıcı olmayarak kalmamalı, aksine bu sosyal haklar AB anlaşmalarında, bağlayıcı bir Sosyal Protokolde yer almalıdır. Ne ekonomik özgürlükler ne de rekabet kurallarının temel sosyal haklara göre bir önceliği olmamalı ve bir çelişme halinde, temel sosyal haklar öncelikli olması sağlanmalı. Bunlar, Avrupa Sendikalar Konfederasyonu- ETUC ve Avrupa Sendikacılar Ağı’nın (TUNE) yürüttüğü kampanyada da yer alan açık bir taleplerdir.

Sosyal Haklar Sütunu ve Sosyal Protokol bir başlangıç noktasıdır. Toplu pazarlık yapabilecek sahip güçlü sendikalara ihtiyacımız var. İnsana yarışır çalışma koşulları ve kişilerin geçimini sürdürebileceği ücretler almanın temel koşulu budur. Bu süreçte cinsiyet eşitliği de dikkate alınmalıdır. Esnek çalışma koşulları, işten çıkarmaya karşı daha az koruma ve özellikle sendikalar tarafından müzakere edilen toplu sözleşmeler yerine şirket sözleşmelerinin önceliğini amaçlayan neoliberal işgücü piyasası reformlarına karşıyız. Bu tür uygulamalarla, temel sendika faaliyeti olan toplu pazarlık gücü zayıflatılmakta. Bu nedenle toplumsal hareketlerle, kadın örgütleriyle, yurttaş girişimleriyle ve sol partilerle işbirliği yapan güçlü sendikalara ihtiyacımız var.

Bizler 2030’u beklemeden hemen harekete geçmeli ve işçileri korumak için acil önlemler alınmasını sağlamalıyız. Kriz esnasında işten çıkarmaların yasaklanmalı, toplu sözleşmelerin korunmalı ve genişletilmeli, yoksullukla derhal mücadele edilmeli, yaşamın tüm aşamaları korunmalı (öğrencilerin geliri, iş ve eğitim güvenliği), açık uçlu işleri Avrupa’da standart hale getirilmeli. Sosyal haklar ve sosyal güvence sistemleri Avrupa’da en yüksek düzeye getirilmeli.
İçinde bulunduğumuz kriz, gerilemeyle karşı karşıya kalan kadın hakları açısından son derece tehlikeli. Kadınlar için en uygun Avrupa hükümlerinin uygulanmasına ve ücret eşitsizliklerinin yasaklanmasına yönelik bir Çerçeve Direktifleri oluşturulması için çalışmalıyız. Halkın ihtiyacı için mali imkânlar kullanılmalıdır. Bu amaçla: “Avrupa Merkez Bankası kaynakları sosyal ihtiyaçların karşılanması için kullanılmalı, büyük şirketler üzerindeki vergiler arttırılmalıdır.”

TEHLİKEYE KARŞI DEMOKRASİYİ SAVUNMAK

Sağlık krizi artık bir demokrasi krizine dönüşüyor. Salgın, hukukun üstünlüğünü ve bireysel haklarla demokratik özgürlüklere kısıtlamaya yönelik bir test alanı olarak ortaya çıkıyor. Düzenin özgürlük ve hakları sınırlama çabaları devam etmektedir. Demokrasiye yönelik tehlikeler açıktır ve bu tehlikelere karşı ilerici sol güçlerin, toplumsal inisiyatifler ile beraber ortak eylemlerle kapsamlı bir yanıt vermesi ve yüzleşmesi gerekmektedir.

BARIŞ VE SİLAHSIZLANMA POLİTİKASINA İHTİYAÇ VAR

Avrupa Solu, barış ve silahsızlanma konusunda güçlü bir kararlılığa sahip. Barış olmadan insanlığın geleceği olmaz. Barış ve silahsızlanma, politika oluşturmanın merkezine yerleştirilmeli. Sağlık ve sosyal ihtiyaçların karşılanması için askeri harcamalar önemli ölçüde azaltılmalı.

Yeni bir yumuşama politikası için yeni bir girişimin vakti geldi. AB’nin militarizasyonuna karşıyız ve PESCO’yu (Avrupa Ordusu) reddediyoruz. Avrupa dayanışması askeri yollarla değil, ortak sivil yapıların güçlendirilmesiyle ifade edilmeli. NATO siyasetine katılmıyoruz ve ‘savunucu’ savaş manevrasına karşı çıkıyoruz. Tehlikeli askeri tatbikatlara karşı direnişimizi sürdürmeli ve yoğunlaştırmalıyız. NATO, Avrupalıların çıkarlarını savunan bir örgüt değil. Saldırgan faaliyetleri ile tehlikeli bir organizasyondur. NATO, Rusya’yı da içeren yeni bir toplu güvenlik sistemi lehine feshedilmelidir. Ortak güvenlik temelinde bir Avrupa barış düzeni, savaş ve çatışmanın alternatifidir. Bu bağlamda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın rolü de güçlendirilmelidir. Avrupa devletlerini Ocak 2021’de yürürlüğe giren Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması anlaşmasını onaylamaya çağırıyoruz.

Barış için savaşmak ve iklim değişikliğiyle mücadele etmek birbiriyle bağlantılıdır. Barış hareketinin, “Fridays for Future” gibi iklim ve çevre hareketleriyle toplumsal hareketin daha güçlü bir şekilde bir araya gelmesi gerekiyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Related Posts

Comments

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Stay Connected

0BeğenenlerBeğen
3,365TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone
spot_img

Recent Stories