Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan önemli açıklamalar

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Salonu’nda BM’nin 76’ncı Genel Kurulu görüşmelerinde katılımcılara hitap etti.

Konuşmasına, Genel Kurul’a katılanları selamlayarak başlayan Erdoğan, Birleşmiş Milletler 76’ncı Genel Kurulu’nun ülkeler ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diledi.

Erdoğan, 2 yıl sonra tekrar Genel Kurul’da bulunmaktan ve burada hitap etmekten büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, geride bırakılan yaklaşık 2 yılda tüm insanlığın sancılı günler geçirdiğini anımsattı.

“Son asrın en büyük sağlık krizi olarak nitelenen Kovid-19 salgınında, aralarında dostlarımızın, yakınlarımızın, sevdiklerimizin de olduğu 4,6 milyon insanı kaybettik.” diyen Erdoğan, gösterilen onca çabaya ve aşılamada alınan mesafeye rağmen salgının olumsuz etkilerinin halen devam ettiğine dikkati çekti.

“Burada vereceğimiz dayanışma ve iş birliği mesajlarının, salgınla mücadeleyi desteklemenin yanı sıra, zor günler yaşayan milyarlarca insanın umutlarını artıracağına da inanıyorum. Genel Kurulumuzun, uluslararası toplumun meselelerinde çözümüne daha etkin katkı sağlaması için güçlendirilmesi gerekiyor. Bu doğrultuda verimli çalışmalar yapan 75’inci Genel Kurul Başkanı Sayın Volkan Bozkır’a şükranlarımı sunuyorum. 76’ncı Genel Kurul Başkanlığını üstlenen Sayın Abdullah Şehid’in devraldığı bayrağı çok daha yukarılara taşıyacağına inanıyorum. Türkiye olarak, Genel Kurul’un faaliyetlerini en verimli şekilde icra etmesi için üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeyi sürdüreceğiz. Bu vesileyle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini bir kez daha üstlenen Sayın Guterres’i tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.”

Bu yılki Genel Kurul’un “Umutla Dayanaklılığı İnşa Etmek” temasıyla düzenlenmesinin fevkalade isabetli olduğunun altını çizen Erdoğan, “Öncelikle, acı da olsa, bir gerçeği ifade etmek istiyorum. İnsanlık olarak bize büyük bir aile olduğumuzu tekrar hatırlatan bu salgında, ne yazık ki, küresel dayanışma açısından iyi bir imtihan verilemedi. Bilhassa az gelişmiş ülkeler ve yoksul toplum kesimleri, salgın karşısında adeta kaderlerine terk edildi.” dedi.

Dünya genelindeki can kaybının yüksekliğinde, küresel sistemin artık çözüm yerine sorun çıkaran, sorunları derinleştiren, sorunları çözümsüzlüğe mahkum eden çarpık yapısının da payının bulunduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Milyonlarca insanın hayatını kaybettiği, 10 milyonlarca insanın virüsün pençesinde kıvrandığı bir dönemde, aşı milliyetçiliğinin farklı yöntemlerle halen sürdürülüyor olması, insanlık adına yüz kızartıcıdır. Kovid-19 salgını gibi küresel bir felaketin üstesinden, ancak uluslararası iş birliği ve dayanışmayla gelinebileceği açıktır. Tüm ülkeler bu salgından kurtulmadan, herhangi bir ülkenin tek başına güvenle hayatını sürdürmesi mümkün değildir. Genel Kurul’da ortaya konacak iradenin, bu hakikatin anlaşılması bakımından bir dönüm noktası olmasını temenni ediyoruz. Salgın döneminde küresel iş birliğinin önemi yanında tıp biliminin ulaştığı yüksek seviyeyi de görme imkanı bulduk. Dünya Sağlık Örgütü tarafından onaylanan ilk aşının Almanya’da yaşayan Türk kökenli iki bilim insanı tarafından geliştirilmesinden gurur duyduk.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye olarak “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” inancıyla ilk günden itibaren eldeki imkanları dost ve kardeş ülkelerle paylaşmaya çalıştıklarını belirterek, Türkiye’nin bir taraftan vatandaşlarına en iyi sağlık hizmetini sunarken, diğer taraftan da 159 ülke ve 12 uluslararası kuruluşa tıbbi yardım gönderdiğini anımsattı.

“Yerli aşımız TURKOVAC’ı yakın zamanda milletimizle birlikte tüm insanlığın istifadesine sunacağımızı ifade etmek istiyorum.” diyen Erdoğan, Dünya Sağlık Örgütünün güçlendirilmesi ve salgınlara karşı sözleşme hazırlanması girişimlerini desteklediklerini vurguladı.

Kamu sağlığının korunması ile sosyal ve ekonomik hayatın devamı arasında makul bir denge kurulması gerektiğine işaret eden Erdoğan, “Yaşadığımız hadiseler bize bazı gerçekleri tekrar hatırlatmaktadır. Sevinçlerimiz gibi hüzünlerimiz, acılarımız gibi başarılarımız, sorunlarımız gibi çözümlerimiz de ortaktır.” dedi.

“Ben yaptım oldu” mantığıyla hareket edildiğinde, bunun faturasını sadece belli başlı ülkelerin değil, tüm insanlığın ödediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Sahadaki gerçekleri ve sosyal dokuyu dikkate almayan dayatmacı yöntemlerle meselelere çözüm üretilemeyeceği, en son Afganistan’da, hem de çok acı bir şekilde görülmüştür. Afganistan halkı, 40 seneden fazladır süren istikrarsızlık ve çatışmaların sonuçlarıyla baş başa bırakılmıştır. Siyasi süreçten bağımsız olarak Afganistan’ın uluslararası camianın yardımına ve dayanışmasına ihtiyacı bulunuyor. Ülkede bir an önce barış, istikrar ve güvenliğin tesis edilerek, Afgan halkının huzura kavuşmasını temenni ediyoruz. Türkiye olarak, bu zor günlerinde Afgan halkına karşı kardeşlik görevimizi yerine getirmeyi sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’de tüm dünyanın gözlerinin önünde yüz binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerlerinden edilmesine neden olan insani dramın 10’uncu yılını geride bıraktığına dikkati çekerek, Türkiye’nin bir yandan 4 milyona yakın Suriyeliye kucak açarken, bölgeyi kana ve gözyaşına boğan terör örgütlerine karşı da sahada mücadele ettiğini hatırlattı.

DEAŞ’la göğüs göğüse çarpışan ve bu terör örgütünü hezimete uğratan tek NATO müttefikinin Türkiye olduğunu anımsatan Erdoğan, Türkiye’nin sahadaki varlığıyla, PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantılarının işlediği katliam ve etnik temizlik faaliyetlerinin de önüne geçtiğini söyledi.

Türkiye’nin şehitler verme pahasına yürüttüğü çabalar sonucunda güvenli hale getirdiği bölgelere, şu ana kadar 462 bin Suriyelinin gönüllü olarak geri dönüşünü sağladıklarını belirten Erdoğan, aynı şekilde, İdlib’deki Türkiye varlığı sayesinde, milyonlarca insanın hem canının kurtulduğunu hem yerinden edilmesinin önlendiğini vurguladı.

“Uluslararası toplum, bir 10 yıl daha Suriye krizinin devam etmesine izin veremez.” ifadesini kullanan Erdoğan, soruna, Suriye halkının beklentilerini karşılayacak şekilde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı temelinde siyasi bir çözüm bulunması için daha güçlü bir irade ortaya konulması gerektiğinin altını çizdi.

Suriye’nin kuzeybatısına Türkiye üzerinden ulaştırılan BM insani yardım mekanizmasının 12 ay süreyle uzatılmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirten Erdoğan, “Bu konuda sergilenen uzlaşmacı yaklaşımın, siyasi sürecin ilerletilmesi ve sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu şekilde geri dönüşlerinin sağlanması için de ortaya konulmasını temenni ediyoruz. Bölgedeki terör örgütleri arasında ayrım yapılmasının, bunların taşeron olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu, huzurlarınızda tekrar ifade etmek istiyorum.” diye konuştu.

Son 10 yılda dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan terör eylemlerinin, terörün sadece Türkiye’nin değil tüm insanlığın ortak düşmanı olduğunu gösterdiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve milli güvenliğimizi tehdit eden terör örgütleriyle mücadelemiz kararlılıkla sürecektir. Ülkemizde, Suriyeliler dışında da sayıları 1 milyonu aşan çeşitli statülerde göçmen vardır.” bilgisini verdi.

Afganistan’daki gelişmeler sebebiyle son dönemde, bu ülkeden de göç akını ihtimaliyle karşı karşıya olunduğunu kaydeden Erdoğan, “Suriye krizinde insanlık onurunu kurtaran bir ülke olarak, artık yeni göç dalgalarını karşılamaya ne imkanımız ne de tahammülümüz vardır. Adil yük ve sorumluluk paylaşımı temelinde, tüm paydaşların bu konuda üzerine düşeni yapmasının vakti çoktan gelmiştir. Artık 1951 Cenevre Sözleşmesini ve uluslararası insani hukuku aşındıranlara karşı somut bir tavır ortaya konulmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Libya’da uluslararası meşruiyete verilen güçlü destek sayesinde ateşkesin tesis edildiğini ve ardından da Başkanlık Konseyi ve Milli Birlik Hükümeti kurulduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

“Milli Birlik Hükümetinin, kamu hizmetlerinin sağlanması, tüm kurumların birleştirilmesi ve seçimlerin zamanlıca düzenlenmesi çabalarına destek vermeye devam edeceğiz. Uluslararası topluma Libya’nın tüm bölgelerini temsil eden meşru hükümetin yanında durulması çağrımı tekrarlıyorum. Bölgemizde istikrarsızlığı körükleyen, barış ve güvenliği tehdit eden en önemli sorunlardan biri de İsrail-Filistin ihtilafıdır. Filistin halkına yönelik zulüm sürdükçe, Orta Doğu’nun kalıcı barış ve istikrara kavuşması mümkün değildir. Bunun için işgal, ilhak ve yasa dışı yerleşim politikalarına mutlaka ve derhal son verilmelidir. Kudüs’ün 1947 tarihli Birleşmiş Milletler kararına dayanan uluslararası statüsüne, Harem-i Şerif’in mahremiyetine ve Filistin halkının haklarına yönelik ihlallere karşı durmayı sürdüreceğiz. Barış süreci ve iki devletli çözüm vizyonu, daha fazla gecikmeksizin yeniden canlandırılmalıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1967 sınırları temelinde, özellikle başkenti Kudüs olan, bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin Devleti’nin kurulmasının, öncelikli hedefleri arasındaki yerini koruduğunu belirtti.”

Kafkasya’daki istikrar bakımından yakın dönemde önemli adımların atıldığını hatırlatan Erdoğan, “Azerbaycan, meşru müdafaa hakkını kullanarak, Güvenlik Konseyi’nin yıllardır uygulanmayan kararlarına konu olan öz topraklarındaki işgali sona erdirmiştir. Bu gelişme, bölgede, kalıcı barış adına yeni fırsat pencerelerinin açılmasına da imkan sağlamıştır.
Tarafların atacağı her olumlu adımı desteklemek kararındayız. İlhakını tanımadığımız Kırım dahil, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünün ve egemenliğinin korunmasına önem veriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Çin’in toprak bütünlüğü perspektifinde Müslüman Uygur Türklerinin temel haklarının korunması hususunda daha çok çaba gösterilmesi gerektiğine inandıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Keşmir’de 74 yıldır süregelen sorunun, taraflar arasında diyalog yoluyla ve ilgili BM kararları çerçevesinde çözülmesinden yana olan tavırların sürdüğünü ifade etti.

Bangladeş ve Myanmar’daki kamplarda zor şartlarda yaşayan Rohingya Müslümanlarının anavatanlarına güvenli, gönüllü, onurlu ve kalıcı şekilde geri dönüşlerinin sağlanmasına da destek verdiklerini bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:

“Kıbrıs meselesinde adil, kalıcı ve sürdürülebilir çözüm, ancak sonuç odaklı, gerçekçi bir yaklaşımla mümkündür. BM’nin eşit olarak kabul ettiği Ada’daki iki halktan birinin lideri sizlere hitap edebilirken, diğer liderin bu platformda sesini duyuramaması adil değildir. Çözüm için Ada’nın asli unsuru olan Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tescil edilmesi gerekiyor. Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu yeni çözüm vizyonunu destekliyoruz. Buradan, uluslararası topluma Kıbrıs Türklerinin görüşlerini açık fikirlilikle ve önyargısız bir şekilde değerlendirme çağrısında bulunuyorum. Doğu Akdeniz’deki sükunet ortamının devamı ortak çıkarımızadır. Deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin sorunların uluslararası hukuk ve iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde çözülmesini temenni ediyoruz. Bunun için öncelikle Doğu Akdeniz’de en uzun kıyıya sahip Türkiye’yi bölgede yok sayan anlayıştan vazgeçilmesi şarttır. Diyalog ve iş birliği için bölgedeki tüm aktörlerin yer alacağı ‘Doğu Akdeniz Konferansı’ düzenlenmesi önerimiz hala masadadır.”

Benzer şekilde Ege Denizi’ndeki sorunların da yine ikili diyalogla çözülmesi gerektiğine inandıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa Birliği’ne üyelik sürecindeki kararlılığımızı da sürdürüyoruz. Afrika ile yüzyıllara dayanan köklü bağlarımızdan aldığımız güçle bugün de kıtayla ve Afrika Birliği ile dayanışma içindeyiz.” dedi.

Bu anlayışla Üçüncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesinin gelecek dönemde Türkiye’de yapılması için gerekli çalışmaları sürdürdüklerini ifade eden Erdoğan, “Yeniden Asya girişimimizle de Türkiye’nin Avrupa ile Asya arasındaki birleştirici konumunu pekiştiriyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayipler bölgesiyle ikili ve çok taraflı platformlarda ilişkilerimizi geliştirmeye büyük önem veriyoruz. Türkiye, herkes için daha güvenli, huzurlu, müreffeh, hakkaniyetli bir dünya yolunda atılan her adımın yanında olmuştur, bundan sonra da olmaya devam edecektir.” diye konuştu.

Erdoğan, “Her fırsatta dile getirdiğimiz ‘Dünya 5’ten büyüktür’ tespitini, iklim değişikliği hususunda da tekrarlıyoruz.” ifadelerini söyledi.

“PARİS İKLİM ANLAŞMASI’NI ÖNÜMÜZDEKİ AY MECLİSİMİZİN ONAYINA SUNMAYI PLANLIYORUZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeryüzüne kim en çok zararı verdiyse, doğal kaynakları kim vahşice sömürdüyse, iklim değişikliğiyle mücadeleye en büyük katkıyı da onlar yapmalıdır.” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Paris İklim Anlaşması’nı, yapıcı adımlara uygun şekilde ve ulusal katkı beyanımız çerçevesinde, önümüzdeki ay Meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Küresel hiçbir soruna, krize, çağrıya kayıtsız kalmayan Türkiye, iklim değişikliği ve çevrenin korunması hususlarında da üzerine düşenleri yapacaktır.”

Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“BM 76. Genel Kurulunu da böyle bir atmosferde gerçekleştiriyoruz. Burada dayanışma ve işbirliği mesajlarının salgınla mücadeleyi desteklemenin yanı sıra milyarlarca insanın umutlarını arttıracağına inanıyorum.

Bu doğrultuda verimli çalışmalar yapan 75. Genel Kurul Başkanı sayın Volkan Bozkır’a şükranlarımı sunuyorum. Türkiye olarak üzerimize düşen sorumluluklarını yerine getirmeye devam edeceğiz. Sayın Gutteres’i tebrik ediyor başarıların devamını diliyorum.

Öncelikle acı da olsa bir gerçeği ifade etmek istiyorum. İnsanlık olarak bize büyük aile olduğumuzu tekrar hatırlatan bu salgında ne yazık ki küresel dayanışma açısından iyi imtihan verilemedi. Az gelişmiş ülkeler, yoksul toplum kesimleri salgın karşısında adeta kaderlerine terk edildi. Küresel sistemin artık çözüm yerine sorun çıkaran, sorunları derinleştiren, sorunları çözümsüzlüğe mahkum eden çarpık yapısının da payı bulunuyor. Aşı milliyetçiliğinin farklı yöntemlerle halen sürdürülüyor olması insanlık adına yüz kızartıcıdır.

Bu salgını küresel felaketin üstesinden ancak uluslararası işbirliği ve dayanışma ile gelinebileceği açıktır. Tüm ülkeler bu salgından kurtulmadan herhangi bir ülkenin tek başına güvenle hayatını sürdürmesi mümkün değildir. Genel kurulun bir dönem noktası olmasını temenni ediyoruz. Küresel işbirliğinin önemi yanında tıp biliminin ulaştığı yüksek seviyeyi de görme imkanı bulduk.

İlk aşının Almanya’da yaşayan Türk kökenli iki bilim insanı tarafından geliştirilmesinden gurur duyduk. İlk günden itibaren elimizdeki imkanları dost ve kardeşlerimizle paylaşmaya çalıştık. Bir taraftan vatandaşlara en iyi sağlık hizmetini sunarken, diğer taraftan 159 ülkeye tıbbi yardım gönderdik. Yerli aşımız TURKOVAC’ı yakın zamanda milletimizle birlikte tüm insanlığın hizmetine sunacağımızı buradan ifade etmek istiyorum.

Kamu sağlığının korunması ile sosyal ve ekonomik hayatın devamı arasında makul bir denge kurulması gerekliliğini özellikle vurguluyoruz. Yaşadığımız hadiseler bize bazı gerçekleri tekrar tekrar hatırlatmaktadır. Hüzünlerimiz, acılarımız, başarılarımız, çözümlerimiz de ortaktır. Ben yaptım oldu, bu mantıkla hareket edildiğinde bunun faturasını sadece belli başlı ülkeler değil, tüm insanlık ödemektedir.

Sahadaki gerçekleri ve sosyal dokuyu dikkate almadan meselelere çözüm üretilemeyeceği en son Afganistan’da çok acı biçimde görülmüştür. Afganistan halkı istikrarsızlık ve çatışmanın sonuçlarıyla baş başa bırakılmıştır. Afganistan’ın uluslararası camianın yardımına ve dayanışmasına ihtiyacı bulunuyor.

Afgan halkının huzura kavuşmasını temenni ediyoruz. Türkiye olarak bu zor günlerinde Afgan halkına karşı kardeşlik görevini yerimize getirmeyi sürdüreceğiz. Suriye’de insani dram 10. yılını geride bıraktı. Ülkemiz 4 milyona yakın Suriyeliye kucak açarken, bölgeyi kana boğan terör örgütlerine karşı sahada mücadele etmektedir. DEAŞ’ı hezimete uğratan, göğüs göğüse savaşan tek ülkeyiz. PKK terör örgütünün Suriye’deki uzantıların katliamın önüne biz geçtik. Güvenli hale getirdiğimiz bölgelere şu ana kadar 462 bin Suriyelinin gönüllü geri dönüşünü sağladık.

İdlib’deki varlığımız sayesinde milyonlarca insanın canını kurtardık, yerinden edilmesini önledik. Uluslararası toplum bir 10 yıl daha Suriye’deki durumun devam etmesine izin veremez. Siyasi bir çözüm bulunması için daha güçlü bir irade ortaya konulması gerekiyor. Suriye’nin kuzey batısına Türkiye üzerinden oluşturulan BM insani yardımının 12 ay süreyle uzatılmasını memnuniyetle karşılıyoruz.

Bölgedeki terör örgütleri arasında ayrım yapılmasının, bunların taşeron olarak kullanılmasının kabul edilemez olduğunu huzurlarınızda tekrar ifade etmek istiyorum. Son 10 yılda dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan terör eylemleri, sadece bizim değil tüm insanlığın ortak düşmanı olduğunu göstermiştir. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve milli güvenliğimizi tehdit eden terör örgütüyle mücadelemiz sürecektir.

Afganistan’daki gelişmeler sebebiyle bu ülkeden göç akımıyla karşı karşıyayız. Suriye krizinde insanlık onurunu kurtaran bir ülke olarak artık yeni göç dalgasını karşılamaya ne imkanımız ne de tahammülüz var. Artık 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin ve uluslararası insani hukuku aşındıranlara karşı somut tavır ortaya konulmalıdır.

Libya’da verdiğimiz güçlü destek sayesinde ateşkes tesis edilmiş ve milli birlik hükümeti kurulmuştur. Tüm kurumların birleştirilmesi, seçimlerin zamanlıca düzenlenmesi çabalarına desteğe devam edeceğiz. Uluslararası topluma Libya’nın meşru hükümetinin yanında durulması çağrımı tekrarlıyorum. Barış ve güvenliği tehdit eden en önemli sorunlardan biri de İsrail-Filistin ittifakıdır.

Filistin’e yönelik zulüm sürdükçe Orta Doğu’nun barış ve istikrara kavuşması mümkün değildir. Kudüs’ün 1947 tarihli BM kararına dayanan uluslararası statüsüne, Harem-i Şerif’in mahrumiyetine ve ihlallere karşı durmayı sürdüreceğiz. 1967 temelinde özellikle başkenti Kudüs olan bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip Filistin devletinin kurulması öncelikle hedeflerimiz arasında yerini koruyor.

Azerbaycan meşru müdafaa hakkını kullanarak Güvenlik Konseyi’nin uygulanmayan kararlarına konu olan öz topraklar üstündeki işgali sona erdirmiştir. Bu durum yeni fırsat pencerelerin açılmasına imkan sağlamıştı. İlhakını tanımadığımız Kırım dahil, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne Müslüman Uygur Türkleri’nin temel haklarının korunmasını istiyoruz.

Keşmir’in çözülmesinden yana olan tavrımızı sürdürüyoruz. Bangladeş ve Myanmar müslümanlarının onurlu, güvenli ve kalıcı şekilde geri dönmesine destek veriyoruz. Kıbrıs’ta sonuç odaklı yaklaşımla çözüm mümkündür. BM’nin eşit olarak kabul ettiği adadaki iki halktan birinin sizlere hitap ederken diğerinin hitap edememesi adil değildir.

Kıbrıs Türk halkının ortaya koyduğu yeni çözüm vizyonunu destekliyoruz. Buradan Kıbrıs Türklerinin görüşlerini uluslararası topluma açık fikirle değerlendirme çağrısında bulunuyoruz. Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarının paylaşımına ilişkin sorunların uluslararası hukuk ve iyi komşuluk çerçevesinde çözülmesini temenni ediyoruz.

Türkiye’yi bölgede yok sayan anlayıştan vazgeçilmesi şarttır. Bölgedeki tüm aktörlerin yer alacağı Doğu Akdeniz konferansı düzenlenmesi önerisi hala masadadır. AB’ye üyelik sürecindeki kararlılığımızı da sürdürüyoruz. Afrika ile köklü bağlarımızdan aldığımız güçle dayanışma içindeyiz.

Yeniden Asya girişimimizle de Türkiye’nin Asya ile Avrupa arasındaki birleştirici konumunu pekiştiriyoruz. Türkiye herkes için daha güvenli, huzurlu, müreffeh hakkaniyetli bir dünya yolunda atılan her adımın yanındadır. Dünya üzerindeki milyonlarca canlı türüne kucak açarken, bu cömertliğin karşılığında bizden tabiatın dengesine saygı duymamızı istiyor.

İnsanoğlu kaynakları maalesef hoyratça kullandı. Tabiatın kendi dengesi dışında tamamen insanoğlunun yol açtığı tehditlerle karşı karşıyayız. İklim değişikliği, hava kirliliği, su ve gıda güvenliği gibi başlıklar altında toplayabileceğimiz sorunlar insanlığın geleceğini belirsizliğe atacak şekle ulaşmıştır.

Bir süredir dünyanın her tarafında sanayi öncesi döneme göre sıcaklık artıyor. Amerika’da kasırga, Afrika’da kuraklık, Akdeniz çanağında yangınlar, çöllere kar yağması gibi alışık olmadığımız afetlerle karşılaşıyoruz. Bu afetler insanların can ve mal güvenliğini tehdit ediyor. İnsanlar toplu olarak başka yerlere göç etmeye hazırlanıyor. Halbuki dünya henüz Suriye ve Afganistan gibi kriz bölgelerinde mülteciliğe çözüm bulamadı.

Yüzlerce milyonluk göçlerle nasıl baş edileceği meçhuldür. İklim değişikliğinin en büyük etkisi büyükşehirlerde yaşayan nüfuslar üzerinde görülecektir. İçinde bulunduğu New York şehri maruz kaldığı dev kasırgalar ve yağışlar yüzünden zor günler geçirmiştir. Türkiye olarak bu konuda en hızlı ve etkin çözümler üreten ülke olmamıza rağmen oldukça sıkıntılı günler yaşadık.

İklim değişikliğinin yol açtığı değişimleri bu altyapı ile karşılayabilmek mümkün değildir. Küresel sıcaklık artışının devam etmesi, daha yoğun yağışların gelecek olması hepimizi yeni arayışlara yöneltmelidir. Ormanların bir yandan arazi kullanımıyla, diğer yandan yangınlarla yok olmaya yüz tutması dünyamızı bekleyen bir diğer tehlikedir. Genleşen su ve eriyen buzullar deniz seviyelerini son 1 asırda 20 santim yükseltmiştir. Etkin önlemler alınmaz, sera gazı emisyonları artmayı sürdürürse yüzyılımızın sonunda deniz seviyelerinin 1 metreden fazla yükselmesi bekleniyor.

Bu durum beraberinde yeni ve devasa kitlelerden oluşan göç dalgalarını da getirecektir. Dikkatinizi çekmek istiyorum, saydığım bu sorunlar sıcaklıktaki 1,1 santigratla ortaya çıkmıştır. Bu artış 1,5- 2 santigrata yükseldiğinde nelerle karşılaşacağımızın takdirini sizleere bırakıyorum.

Paris İklim Anlaşması konusunda mutabık kaldık. Yüz yılın ortasına kadar küresel sıcaklık artışını 1,5 derecede tutmaktadır. Gidişat tedbir alınmadığı takdirde bunun mümkün olmadığına işaret ediyor. Tarihi sorumluluğu olan ülkelerin elini taşın altına koyması şarttır. Koronavirüs salgının önüne geliştirilen aşılarla geçmek belki mümkün değil ama iklim değişikliği için böyle bir laboratuvar çözümü sorun değildir.

‘Dünya beşten büyüktür’ tespitini iklim değişikliği konusunda da tekrarlıyorum. Yeryüzüne kim en çok zarar verdiyse, doğal kaynaklarını kim vahşice sömürdüyse en büyük katkıyı onlar yapmaktadır. Kimsenin ‘Ben güçlüyüm faturayı ödemem’ deme hakkı yoktur. Avrupa, Asya, Amerika, Afrika zengin fakir dinlemeden iklim değişikliği herkese aynı muameleyi yapıyor. Burada bize düşen hakkaniyete dayalı yük paylaşımı ile yerimizi almaktır. Türkiye olarak bu anlayışla hareket ediyoruz. Paris İklim Anlaşması’na ilk imzayı atan ülkeyiz.

Paris İklim Anlaşması’nı atılacak yapıcı adımlara uygun şekilde, ulusal katkı beyanımız çerçevesinde önümüzdeki ay Meclisimizin onayına sunmayı planlıyoruz. Yatırım, üretim, istihdam politikalarımızda köklü değişikliğe yol açacak bu süreci 2053 vizyonumuzun ana unsurlarından biri olarak kabul ediyoruz. AB yeşil mutabakatına uyum için gereken eylem planını geçtiğimiz aylarda devreye aldık. Eşim Emine Erdoğan’ın öncülüğünde sıfır atığı 3 ayda 9 puan arttırdık.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretimindeki payını yüzde 53’e çıkardık. Bu çalışmaları gereken finansman desteğini alarak daha ileri taşıma noktasında kararlıyız. Küresel hiçbir soruna, krize, çağrısına kayıtsız kalmayan Türkiye iklim değişikliği ve çevrenin korunması hususunda üzerine düşeni yapacaktır.

Daha adil bir dünyanın mümkün olduğuna dair inancımızı tekrarlamak istiyorum. BM’yi bu doğrultuda çözümü için yegane platform olarak görmeyi sürdürüyoruz. Açılışını dün yaptığımız yeni Türkevi binamız BM sistemine olan güvenimizin bir ülkesidir. Geniş bir coğrafyada vicdanlı, adil çözümler için sahada ve masada güçlü bir şekilde varlık gösteriyoruz.

Hepinizi şahsım, milletim adına bir kez daha selamlıyor, 76. genel kurul çalışmalarının başarıyla geçmesini temenni ediyorum. Kalın sağlıcakla.”

Ayrıntılar gelecek…

Related Posts

Comments

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Stay Connected

0BeğenenlerBeğen
3,430TakipçilerTakip Et
0AbonelerAbone
spot_img

Recent Stories